27 Ocak 2013 Pazar

ŞEREFSİZ BÜYÜKERŞEN BUNLARI UNUTMASIN


ADALET’İ YANLIŞ YERDE ARAMIŞIM

2008’in Ocak ayıydı.

Büyükerşen’e hakaret ettiğim iddiasıyla cezaevine kapatılmıştım.

Fakat yalandı. Büyükerşen’e o güne kadar hakaret ya da küfür etmemiştim.

Ilgaz mafyasının cinayetlerini ve tarihi eser kaçakçılığı konusunda Ilgazlar’ın Büyükerşen’le olan ortaklıklarını örtbas etmek için ifadem ve savunmam dahi alınmadan kendimi cezaevinde bulmuştum.

Koğuş dört kişilikti ve ranzalardan biri boştu.

Fakat demir ranzada ne yatak vardı, ne de battaniye…

Gardiyana (şimdi sıfatları koruma infaz memuru olmuş) seslenerek yatak ve battaniye istedim fakat yok cevabını aldım.

Koğuşta kalan üç kişiden biri mahkumdu ve hırsızlığı alışkanlık haline getirmiş biriydi.

Diğer iki kişi tutukluydu ve koyun hırsızı iki ortaktı… Bilmem kaçıncı koyun hırsızlığından bilmem kaçıncı kere gelmişlerdi.

Cezaevine neden düştüğümü söylemediğim için bana tavır almışlar, ajan gözüyle bakıyorlardı.

Hatta içlerinden biri, “Suçunu neden söylemiyorsun, yoksa tecavüzden mi geldin” diyerek aklı sıra ağzımı arıyordu.

Muhatap olmadım.

Bu üç adet hırsız şahısta ikişer-üçer battaniye olmasına rağmen bana yardımcı olmadıkları için insanlıktan ve yardımlaşmadan nasibini almamış kimseler olarak düşündüm.

Demir ranzada sabahlamak, battaniyesiz uyumak, soğuk koğuşa alışmak benim için zordu.

Üstelik ranzamın üstünde, tavandan su damlaları düşüyordu üzerime.

Üç gece sonunda ranzanın demirleri sırtıma ağrılar vermeye başlayınca, bu durumu Eskişehir Valisi Kadir Çalışıcı’ya iletmeye karar verdim ve bir mektup yazdım:

“Yatak verilmediğini, demir ranzada uyumaya çalıştığımı, battaniyemin olmadığını, üşüdüğümü, bunların şahsıma kasıtlı olarak uygulandığını” içeren mektubumu gardiyana teslim ettim ve Eskişehir Valisine gönderilmesini istedim.

Eskişehir Valisinden yardım istedim, çünkü yasadışı işleri deşifre etmemde Eskişehir Emniyet Müdürü Savaş Yücel ile birlikte yardımcı olduğu gibi, devlet adına bana teşekkür etmişti. Bu zor şartlar altında bana yardım edebileceğini düşünmüştüm.

İki saat sonra uzun boylu biri, yanında bir baş gardiyanla koğuşa girdi.

Cezaevi Savcısıymış…

“Kenan Akkuş sen misin?” diye sordu.

Alayla karışık beni süzdü ve etrafımda bir tur attı:

“Burası beş yıldızlı otel değil. Yatak matak yok. Cezaevi kalabalık. Millet yerlerde yatıyor. Bir ranza bulduğuna şükret.” dedi ve gitti…

Gaspçılar ve koyun hırsızları altlarında yataklarıyla, üstlerinde üç adet battaniyeleriyle cezalarını çekerken…

Suçu sadece cinayetleri ve tarihi eser kaçakçılarını ihbar eden bendeniz Kenan Akkuş, soğuk demir ranzada, battaniyesiz ve de yastıksız, üstelik tavandan üzerime şıp şıp damlayan su ile tam 34 gece sefa sürdüm.. İyi mi?

E, burası Türkiye...

Artık her gece şöyle bir dua ediyorum:

“Allah’ım beni Büyükerşen ve benzeri orospu çocuklarının eline düşürme… Eğer bir suçum var ise cezamı sen ver. Büyükerşen ve benzeri orospu çocuklarına eziyet ettirme…”

Amin…

Kenan Akkuş

RÜŞVET YİYEREK SÜREKLİ SAYFALARIMIZI SİLEN FACEBOOK HESAPLARIMIZI KAPATTIK. BUNDAN SONRA SADECE TWİTTER’DEYİZ:




Hiç yorum yok:

Yorum Gönder